Category: Celal GÜZELSES

Celâl GÜZELSES 1899 yılında Diyarbakır’da doğdu. Babası derviş Halil, Annesi Lütfiye Hanım’dır. Eşi Nevriye Hanım, Çocukları Erdem, Ahmet, Haluk, Ahmet Cevdet ve ikide kızı vardır.
Babasının vefatından sonra mahalle mektebine başlar. 1. Dünya Savaşı sırasında rüştiyelerin kapanmasıyla öğrenimini tamamlayamaz 1913 ve 1921 yılları arasında Ulu camiî’ de müezzinlik görevi yapar. Daha sonra askere alınır. Lice’de askerlik görevini ifa ettikten sonra 29.06.1924’te Diyarbakır Valiliği Evrak Kalemi ‘Tevzi Memurluğu’ nda göreve başlar. 11.01.1925 ‘ te katipliğe yükselir. 1929’da ‘Özel İdare Memur luğu’ evrak memurluğuna atanır.
O yıllarda en gözde teknolojik akım gramafon ve taşplâk’lardır. 1930’ lu yıllarda Diyarbakır’da veteriner olarak görev yapan sinema ve tiyatro sanatçısı Altan KARIN-DAŞ’ın ağabeyi KARINDAŞ Mahmut, cıvar illerden şehre yerleşen ve genellikle seyyar satıcılıkla uğraşan kişileri yakından izleyerek ve satış anında konuştukları yöresel şive-yi (köy şivesini) inceleyerek bunları esprisel bir şekilde plâğa okur. Örneğin; Bizim şehirde ‘marul’ diye isimlendirdiğimiz bir yeşil sebzeyi köyden gelen satıcı vatandaşımız ‘Has…Has’ diye satışını yaptığında, bu şive sanki tüm Diyarbakır’ın diliymiş gibi KARINDAŞ Mahmut’a malzeme olmuş ve kendi sesiyle plâklara esprisel bir şekilde okuyup bunları ilimize mal etmeye başlamıştı.
İstanbul’da bu plâklardan birini tesadüfi dinleyen, dönemin Bayındırlık Bakanı Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU bu duruma oldukça tepki gösterir. Bu medeniyet beşiği ilin, bir şairler,ozanlar, edebiyatçılar ilinin böyle tanıtılmasına gönlü razı olmaz ve dinlediği o plâğı Oanda kırma noktasına gelir.
Ardından Celâl Bey’i İstanbul’a plâk okuması için davet eder. Celâl Bey Diyarbakır’ dan İstanbul’a araç olmadığı için önce tenezzühle Mardin’e oradan da Suriye’den gelen trene binerek İstanbul’a varır ve Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU ile buluşu. (Cahit Sıtkı TARANCI bir mektubunda dayısı Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU’ nun Celal Bey’e plâk doldurmaaşamasındaki yardımlarından bahseder) Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU, Celâl GÜZELSES’ in geldiğini bildirmek üzere Dolmabahçe Sarayı’na gider. Kapıyı çalıp girdiğinde kalabalık bir saz ve ses heyetiyle karşılaşır Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU Atatürk’e; Paşam Diyarbakır’da dinlediğiniz o genci getirdim. ‘ Paşa; O’ halde hemen al buraya getir. ‘ der (Ata
türk 2. Ordu Müfettişliği görevinde iken Celâl Bey’i dinlemiştir. Olay şöyle gelişir;
Lise çağlarında Celâl Bey arkadaşları ile Gazi Köşkü’nde (Sem’an Köşkü) şarkı söylerken bir askerin kendilerine doğru geldiğini görünce kaçmaya çalışırlar; ama asker usulca; ‘Telaşlanmayın, sadece şarkı söyleyen kimdi, ben ona bakmaya geldim,’der.Arkadaşları Celâl Bey’i gösterince asker Celâl Bey’e dönerek; ‘sesiniz Mustafa Kemal’e kadar geldi ve o sesin sahibini getir.’ diye beni gönderdi. Celâl Bey gider Ata-türk ile orda tanışır ve huzurunda türkü söyler. Atatürk Celâl Bey’in sesinden oldukça etkilenir.)

Fevzi PİRİNÇÇİOĞLU Celâl Bey’i alır ve Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün huzuruna çıkarır. Atatürk Celâl Bey’i alıp yanına oturtur ve meşk anındaki heyete sorar;’ İçinizde bana bir şark gazeli okuyabilen var mı?’ diye sorar ses çıkmaz Celâl Bey’e dönerek ‘sen oku’ der. Celâl Bey orda ‘Felek Gayet Dönek Dünya ise Celladı Müthiştir’ gazelini okur, ardından Celâl Bey’e ; ‘şimdide bana bir İstanbul gazeli oku der’. der; Celâl Bey: Aldı Zihr-i Tiğıne’ gazelini okur ve güzel türkülerin sıralandığı uzun bir konser başlar.
Konserin ardından Atatürk saz ve söz heyetine dönerek ben burada Celâl Bey’e sesiyle ilgili bir unvan vermek istiyorum. ‘Şark Bülbülü’ ve ‘Dicle Bülbülü’ diye iki şık ortaya sürer, büyük bir çoğunluğun oyu da alınarak ‘Şark Bülbülü’ unvanında karar kılınır, ve Atatürk Celâl Bey’e dönerek; ‘sen bundan böyle Şark Bülbülü’ sün git hemen plâklarını oku ve üzerine de öylece yazdır.’ der. Celâl GÜZELSES okuduğu birbirinden güzel
eserlerle adeta karındaş Mahmut’a işte Diyarbakır kültürü budur dercesine ününü tümyurda duyurur. 1934 yılındaki soyadı kanunu’nda sesinin güzelliği vesilesiyle GÜZELSES soyadını haklı bir gururla almış ve ‘Şark Bülbülü’ Celâl GÜZELSES olmuştur. CelâlBey İstanbul’da kalması için ikna edilemez ve tekrar Diyarbakır’a döner. Ancak Plâk yapma nedeniyle İstanbul’a gidip gelmekteydi.
Celâl GÜZELSES terli şekilde sıcak vücutla çıktığı konserden Ankara’nın soğuk ve sert havasına dayanamaz orda feci şekilde üşütür. Zamanın ulaşım şartları da eklenince Diyarbakır’a hayli bitap düşmüş olarak döner. Doktorların uğraşı çare olmaz çünkü hastalık ilerlemiş ve ateş sonucu menenjite çevirmiştir. Üstadın keman sanatçısı Hüsnü İPEKÇİ’ nin yurt dışından getirttiği ilaçlarda tesir etmez ve Şark Bülbülü 1 Şubat’ı 2 Şubat’a bağlayan gece 1959 tarihinde Diyarbakır’daki evinde hakkın rahmetine kavuşur. Cenazesi Müezzinlik yaptığı Ulu Camiî’ den defnedileceği Mardin kapı mezarlığına, bir insan seli eşliğinde saatlerce omuzlarda taşınarak götürülür. Mezarı Diyarbakır Mardin kapı mezarlığı girişinin sol tarafındadır.